logo

SÖZLERİN EN GÜZELİ İLE KONUŞMAK

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a hamd, Rasûlullah’a salât ederek Saygıdeğer Okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketiyle selâmlıyorum. Cumanız mübarek olsun

“-Hiç düşünmez misiniz?” (37/Saffât-155) gibi yüzlerce ayet düşünmeyi emrediyor. Allah her düşünenin doğruyu bulamayacağını, hatta bazılarının daha da inkârcı olacağını bildiği halde düşünmeyi ısrarla teşvik ediyor. İnkâr edilme endişesi de duymuyor; “Sen akletme! Düşündükçe daha kâfir oluyor, insanları da inkâra sürüklüyorsun. Düşünmek ve düşündüğünü dillendirmek sana yasak!” demiyor.

Peki, biz ne yapıyoruz? Bizim gibi düşüneni yüceltiyoruz. Ama istediğimiz gibi düşünüp konuşmayanı tekfir (kâfirlikle itham) ediyor, hatta bazen paydaş bulamasın diye itibar suikastı yapıyoruz. Bu negatif tavrın nedeni; farklı fikirlerin etkisiyle şüpheye düşerek sarsılma korkusudur. Bu tutum; kendine güvensizliktir ve bir acziyettir.

Hudeybiye Anlaşması buna örnektir. Anlaşma maddelerinden biri şuydu; “Bir Müslüman Medine’den Mekke’ye döner, yani İslâm’dan çıkarsa Medine’ye iade edilmeyecek, fakat biri Mekke’den Medine’ye gider, yani İslâm’a girerse Mekke’ye iade edilecek.” Müşriklerin ‘Şart koyan biziz, imza koyan sizsiniz!’ şeklinde düşündüğünü hisseden Sahabenin çoğu, bu maddeyi taviz olarak görüp üzülmüştü. Aslında hiç öyle değildi. Bilakis müşrikler için paradigmanın iflâsıydı bu! Çünkü 1) Bir Müslümanın irtidat edip Mekke’ye sığınması çok zayıf bir ihtimaldi. Zaten İslâm’dan çıkıp müşriklere iltica eden birinin, iade edilse de değeri olmazdı! 2) Müşrikler dinlerine güvenmediklerini kabul etmiş oluyorlardı. Birisi Medine’ye gidip Müslüman olsa, iade edildiğinde, onu kalben İslâm’dan döndüremeyecekleri için ancak bedenine işkence yapabilecekler, ruhuna hükmedememenin acziyetini yaşayacaklardı. Kendine güvensizlik işte tam da buydu.

“-Deki; Andolsun insanlar ve cinler Kur’ân’ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine destek olsalar, bir benzerini getiremezler.” (17/İsrâ-88) “-‘Onu (Muhammed) uydurdu’ mu diyorlar? De ki; öyleyse siz de benzeri on uydurulmuş sûre getirin! Eğer doğruysanız, Allah’tan başka çağıracaklarınızı da çağırın. Cevap veremedilerse, biliniz ki bu Kur’ân ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. O’ndan başka ilâh yoktur. Artık Müslümansınız değil mi?” (11/Hûd, 13-14) “-Kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, benzeri bir sûre getirin ve doğruysanız; Allah’tan başka yardımcılarınızı da çağırın!” (2/Bakara-23)

Allah inkârcılara böyle seslenmekle; “Kur’ân’ı Muhammed’in sözü zannediyorsanız, o insan olarak uydurabiliyorsa, siz de uydursanıza! Hodri meydan!” diyor adeta! Yani “Kur’ân’ın bir benzerini, olmadı on sûresinin, hiç değilse bir sûresinin benzerini, haydi getirin de görelim!” demekle kademeli ve alçaltıcı bir biçimde meydan okuyor (tahaddî). Özet mahiyetinde hem Yahudilere ve Hıristiyanlara, hem de kâfirlere iki yerde fakat aynı ifadelerle Allah şöyle buyuruyor; “-Öyleyse getirin delillerinizi!” (2/Bakara-111, 27/Neml-64)

Kur’ân’ın bu tavrı mü’minlere de; “Allah’a güvenerek kendinizden de emin olun!” duruşunu öğretir. Nitekim Allah; “-Üzülmeyin, gevşemeyin! Gerçekten mü’minseniz en üstün sizsiniz.” (3/Âl-i İmrân-139) diyor. İman; sahibini konuşturan, sahip olmayanı aciz bırakan bir güç kaynağıdır! Mü’min; kendi gibi düşünmeyen, yazmayan, konuşmayanlardan korkmaz, bilakis herkesi dinler. Sonra da bilgi birikimiyle fikrini ve delillerini nezaketle ortaya koyar. Çünkü mü’min şöyle de tanımlanır; “-Onlar HER SÖZÜ DİNLER EN GÜZELİNE TÂBÎ OLURLAR. Allah’ın doğru yola erdirdiği kimseler onlardır ve onlar asıl akıl sahipleridir.” (39/Zümer, 17-18) Bütün çabalara rağmen muhatap hakikati anladığı halde kabul etmemekte direniyorsa, iş son söze kalmıştır; “-Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (109/Kâfirûn-6) Bu da sözün bittiği yerdir.

Herkes konuşsun biz dinleyelim ki; biz Sözlerin En Güzeli ile konuşurken herkes bizi dinlesin.

 

 

Etiketler: » » » » » »
Share
8.938 kez okundu
#

SENDE YORUM YAZ

3+10 = ?
Karabük Müzik Kursu