logo

Satılmış Ümit Çetinkaya’nın son yazısı / HAZIR

Artık hayatımız hazır kalıplar çerçevesinde geçiyor. Bayağı, bayağı bir hayat yaşıyoruz. Müzikler hazır, filmler hazır, şiirler hazır, ajandalar hazır, meyveler hazır, yemekler hazır, giysiler hazır, çantalar hazır, hırkalar hazır, ceketler hazır, işlemeler hazır, perdeler hazır, seccadeler hazır, yüzükler hazır, ciltler dolusu kitaplar hazır, arabalar hazır, su hazır, ekmekler hazır, telefon hazır.

Aranızda şiir yazanlarınız var mı? Aranızda günlük tutan kaçınız var? Kendi meyvenizi, en azından biber, domates yetiştirebilen kimler var? Kaçınız kendi hazırladığınız menemeni ya da döneri ya da yemeği afiyetle yiyebiliyorsunuz? Tatlılar eskiden evlerde yapılırdı. Doğru ya bayramlarda hala annemin baklavasını yemeye gelen tanıdıklar neden var? Çünkü, halis muhlis, el yapımı ve annemin yüreğinde pişen bir tepsi baklava var. Şimdi utanıyorum: “Anne bu bayram da baklavayı hazır alalım. Hem de bir tepsi baklava alana bir tepsi börek de yanında veriyorlarmış.” dediğime. Amcam da en son iki pantolon diktirmişti. Demiştim: “Amca hazır alalım daha ucuza geliyor” diye. O da; “Ben giyemiyorum onları, beli düşük oluyor.” diyordu. Hatırlıyorum dedemin uzun bir kuşağı vardı. Dolandırdıkça dolandırırdı ve incecik bir beli vardı. Hani çıta gibiydi derler ya aynen öyle. Hazır kemer pek kullanmazdı. Özellikle elbisede hazır konfeksiyon ve markalaşma aldı başını yürüdü. Çantalar eskiden bezden dikilirdi. Şimdi “Made in China”. Ceketler artık hazır. Eskiyince tamir ettirmek yenisinden daha masraflı oluyor. Hala bir tane ceketim var ama tamir mi ettirsem acaba, ya da yeni mi alsam diye düşünmekteyim. İşlemeler hazır. Artık genç kızlık da kolay çünkü çeyizlikler de artık hazır alınıyor. İşlemelerde el emeği göz nuru yok maalesef. Annem eskiden seccade yapardı. Şimdi onlar da hazır. Desenli, Kabe işlemeli, resimli seccadeler. O yamalı gibi olan seccadeler tarih oldu. Kitaplar: elle yazılırdı biliyorsunuz. İbrahim Müteferrika hazır matbaayı getirdi. El yazması tarihi eserler tarih oldu biliyorsunuz. Otomobiller; artık her özelliğini kendiniz belirleyip şu özellik olsun, şu da olsun bu da olsun diyebiliyorsunuz. Siz sadece paradan haber verin. Suları söylemeye gerek yok. Onlar da pet şişe içinde, petrol ürünü plastik şişeler içinde. Sağlıklı mı? Tabi ki değil. Nerde kaldı mataralar, bidonlar. Ekmek de hazır. Seksenli yıllarda üç ay yaz tatilinde köye giderdik ailecek. Nerdeyse iki günde bir, köyün ekmek yapılan fırınında çörekler yapılırdı annelerimiz tarafından. Tereyağını da unutmayalım, sıcak çörek içinde. Ne günlermiş be. Artık köyde o odun yakılan fırında kimse artık ekmek yapmıyor evde közine soba varken. Ama o odun yakılan eski fırında yapılan ekmek tadını vermiyor. O zamanlar Karabük’ten hazır beyaz ekmek gelse de göbünün içine sarıp yesek diyordum. Şimdi o köy göbüsünü bulamıyorum. Büyük dedem (eski insan) kendi söylerdi kendi müziğini. Küçük, pilli “Standard” marka bir radyosu vardı. Oradan dinlerdi haberleri. Konu uzamasın.

Hayat! Evet kendi filmimiz ise, herkes kendi filminin başrolünde oynamalı değil mi? Eğer hayat bize aitse, şablon bir hayat yaşanmamalı değil mi? Kızanlarınız vardır: ortak hayatımız, paylaşımlarımız olmayacak mı diye. Evet doğru derim ben de. Artık hayatlarımızı paylaşmıyoruz. Kişisel, birey tabanlı bir hayat yaşıyoruz. Tamamen bireysel bir anlayışımız var. Hayat paylaşınca güzel diye bir slogan varsa ve iyilikler paylaştıkça artıyor, üzüntüler paylaştıkça azalıyorsa paylaşma hayat düsturumuz olmalı değil mi?

İngilizler hayat nasıl gidiyor sorusunu: “How is it going?” diye sorarlar. Ben de size sorayım: yaşam nasıl gidiyor? Hayat bayağı sıkıcı diyenleri duyuyor gibiyim.

Sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde yaşanmış bir hayat değil de sadece kendimizin başrolde olduğu bir yaşam sürelim. İnanın çok mutlu olacaksınız.

İçimden gelenleri yazdım yine ve bir atasözüyle bitiriyorum.

HAZIRa dağ dayanmaz.” İnsan nasıl dayansın. İyi haftalar.

Etiketler: » » » » » » »
Share
22 kez okundu
#

SENDE YORUM YAZ

9+3 = ?
Karabük Kız Yurdu