HERKES YUVASINA DÖNSÜN…! « Karabük Meydan Haber

Karabük Meydan Haber

HERKES YUVASINA DÖNSÜN…!

Bu haber 10 Nisan 2020 - 12:43 'de eklendi.

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a hamd, Rasûlullah’a salât ederek Saygıdeğer Okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketiyle selâmlıyorum. Cumanız mübarek olsun…

Covid-19 kimine göre biyolojik saldırı, kimine göre Allah’ın azabı şeklinde bir komplodur. Buna ilâhî gazap demek de bir komplo teorisidir. Biz bunlarla ilgilenmeyecek, Allah adına da konuşmayacağız. O zaten kendi adına konuşmuştur; “-Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır. Onları O’ndan başkası bilemez. O karada ve denizdeki her şeyi bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir zerreciği dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (6/En’am-59) Her şey Allah’ın bilgisi dâhilindedir. Biz başka açıdan bakalım. Bu süreç bir yönüyle nefsimizle yüzleşip hesaplaşma ve tevbe imkânıdır. Fakat tevbe hakkında bir husus dikkatlerden kaçmaktadır.

Dua, şükür ve tevbe sadece sözden ibaret (kavlî) değildir. İsterse gönül diliyle yapılmış olsun! Bunlar bir süreçtir ve fiilen de yapıldığı zaman süreç tamamlanmış olur. “Allahım sınavda başarı ver!” sözü (kavlî) bir duadır. Kabulü ise çalışmayı (fiilî dua) gerektirir. “Allahım verdiğin nimetler için şükürler olsun!” sözü (kavlî) şükürdür. Kabulü ise muhtaçlara infakta bulunmayı (fiilî şükür) gerektirir. O zaman gerçekten dua ve şükür edilmiş olur. Her nimetin şükrü kendi cinsindendir.

Tevbe “Estağfirullah!” demekle başlar ama tevbe sadece dille olmaz. Fiilen de tevbe gerekir. Günahın tevbesi de kendi cinsinden olmalıdır. Kalp ve dille tevbeyi güzel davranışların takip etmesi gerekir. O zaman tevbenin kabulü mümkün olabilir. Nitekim Allah; “-Kim tevbe edip salih amel işlerse, işte o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” (25/Furkan-71) buyurmuştur.

Peki, fiilî tevbe nasıl olacak? Örnekle açıklayalım. Borcunu kasten ödemeyen biri; “Borcu geciktirdim özür dilerim!” demekle yetinemez. Özürle birlikte borcunu ödemesi gerekir. Bu fiilî özür dileme şeklidir. Alkol kullanan birinin yapması gereken de önce içkiyi bırakıp tevbe etmektir. Ancak tevbenin tamamlanması için alkol üretip, tüketip ticaretini yapanları da güzel bir üslupla bu haramdan uzaklaştırmak için çalışmalıdır. Bu da fiilî tevbedir.

Günahlar haramlardan ibaret değildir. “Kalp Hastalıkları” denen (2/Bakara-10); esasen faiz, kumar vb. gibi haramların gizli sebepleri olan kibir, hased, riya gibi asıl büyük günahlar için de dille tevbe yetmez! Fiilî tevbe olarak kibir için tevazu, hased için diğerkâmlık, riya için ihlas gerekir. Başka bir günah ve tevbesine değineceğimiz için bu konu üzerinde durmuyorum.

“-Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet yerleştirmesi O’nun varlık delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (30/Rûm-21) ayeti ailenin Allah’ın varlık delili olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Öyleyse yıkılan her aile Allah’ın varlığına dair bir delil yok etmektir. Bundan daha büyük bir günah düşünülebilir mi?

Aile toplumun atomudur, kendinden başka parçaya bölünemez! Fakat atomun atom-altı parçacıklara ayrıştırıldığı gibi; aile de erkek, kadın ve çocuğa indirgenmiştir. Artık “Aile Hakları” diyen kalmamıştır.

Modernizm ve post-modernizmin kutsaldan yalıtım (de-sacralisation) politikası İslâm’ın ruh yatırımını tersine çevirmiş, bedene yatırım başlamıştır. Pompalanan reklamlarla halk tüketim toplumuna dönüştürülmek istenmektedir. Özellikle sosyal medya ve bazı diziler aracılığıyla erkek de kadın da baştan çıkarılıp zihnen ve fiilen çoklu ahlâksız ilişkilere özendirilerek şehvet kışkırtılmaktadır. Çocuklar; çene kapatıcı olarak görülen internet oyunlarıyla ‘dijital mafya’nın kucağına itilmiş, ana-babalı öksüz ve yetim haline gelmiştir. Eşler iş için bedenen dışarıda oldukları gibi; bir aradaki zamanlarda da faiz yükü altına girerek kurdukları yuvadan ruhen göç etmişlerdir. Birçok insan evinde olsa da yuvasında değil! Zira akıl mutluluğu eşlerden başkasında aramaya ayarlanmıştır. İhtiyarları huzurevine, çocukları kreşe, eşleri de zinaya yönlendiren sekülerleşmenin dayattığı bu vb. sebepler aile-içi psikolojik, fiziksel ve hatta “dinsel” şiddeti doğurmuştur. Çeşitli türevleriyle şiddet ailenin dağılmasının sebebi değil sonucudur. Artık aile kolluk ve yargı gücüyle korunur hale gelmiştir. Yine de hiçbir yasal tedbir ve yaptırım beklenen düzeyde olumlu sonuç vermemekte, yeni olumsuz vakalar ortaya çıkmaktadır. İstatistikler vahametin boyutlarını yeterince göstermektedir…

İşte tam da “Aile elden gidiyor!” deme noktasına gelindiğinde; bir şekilde tüm dünyaya ölüm saçan bir Corona-Virüs ortaya çıkmış ve buna karşı en önemli tedbir olarak da “Evde kal” denilmiştir.

Kâbe’den, camiden, tatilden, okuldan uzak kaldığımıza üzüldüğümüzden daha çok, aynı evde adeta ev arkadaşı haline geldiğimiz aile bireyleri olarak ailemizi yıkıma sürükleyen günahlarımıza bir son vermeli, acilen fiilî tevbe sürecine girmeliyiz. Zira yıkmak kadar, aileyi yıkıma götüren her söz ve davranış da büyük

günahtır. Aile yeryüzünde Kâbe’den daha önce kurulmuştur. Kâbe yıkılsa yeniden yapabiliriz. Peki, yıkılan yuvanın aynısını yeniden kurabilir miyiz?

Öyleyse krizi fırsata çevirmek açısından; “Evde kal” uyarısını hepimiz “Herkes yuvasına dönsün!” şeklinde bir ‘ilâhî uyarı’ olarak algılayabiliriz. Çağrı ‘konuta dön’ değil “Yuvaya dön’” çağrısıdır. Rasûlullah (sav)’in “-Mü’min, eşine kötü hisler beslemesin! Çünkü onun bazı huylarından hoşlanmasa da hoşlandığı diğer huyları vardır.” (Müslim Radâ 61) hadisi; eşlerimize bardağa dolu tarafından bakma noktasında mükemmel bir tavsiyedir. Zaten aileyi kurtarmanın başka bir yolu da kalmamıştır…

Not: Kahraman Polislerimize Rabbimden başarılar dileyerek 10 Nisan Polis Günü’nü tebrik ederim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.