logo

HAYDİ BİSMİLLÂH

Bismillâhirrahmânirrahîm

Allah (cc)’a hamd, Rasûlullah (sav) Efendimiz’e salât ve selâm olsun.

Saygıdeğer Karabük Halkımıza, sosyal medya üzerinden takip eden tüm okuyucularımıza ve hassaten tüm www.karabukmeydanhaber.com takipçilerine en içten dileklerimle selâmlarımı arz ediyorum.

Besmele her hayırlı işin başıdır. Allah bile kendi kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm’ini kendi adını anarak vahyetmeye başlamıştır. Nitekim ilk sûre olan Fâtihâ’nın da, biri hariç diğer sûrelerin de başında besmele olduğu bilinmektedir.[1] Allah bizlere de -bağlamları farklı da olsa bazı âyetlerinde- kendi adını anmamızı “-Rabbinin adını an!” diyerek emretmektedir.[2] Rasûlullah (sav) Efendimiz ise “-Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır.” buyurmuşlardır.[3] Bu nedenle tüm Müslümanlar her işine besmele ile başlar. Aziz Milletimiz de bu ilâhî ve nebevî emirleri öyle içselleştirmiştir ki; moral ve motivasyon gerektiren bazı işlerine, Allah’tan yardım ummayı da içerecek bir şekilde Besmele’yi bazen şöyle çeker: Haydi BismillâhVira BismillâhYâ Allah Bismillâh Allahu Ekber

Biz de görevimizin bir gereği olarak düşünüp kabul ettiğimiz, fakat sorumluluğu ağır olan köşe yazarlığına; hem Rabbimiz Allah’ı anmak hem de O’ndan yardım beklentisiyle Haydi Bismillah diyerek ilkyazımızı kaleme almak suretiyle bugün başlıyoruz. Rabbim hayra ve Hakk’a hizmet vesilesi kılsın inşaallah…

Mensubu olmakla onur duyduğum Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın bir İl Vaizi olarak camilerimizin kürsülerinde siz çok kıymetli halkımızla her zaman gönül beraberliği içinde olduk. Sadırlarda (gönüllerde) süregelen bu birlikteliğimizin şu andan itibaren satırlarda da başlamış olmasının mutluluğunu yaşıyorum.

Yazılarımızın yayınlanacağı köşemizin “sadırdan satıra / satırdan sadıra” yani; kalpten kaleme / kalemden kalbe” diye bir adının daha olduğunu söylemek aslında hiç de yanlış sayılmayacaktır. Fakat biz daha samimi ve dolayımsız bir şekilde bu köşemize “KALPTEN KALBE” diye bir ad vermeyi uygun gördük.

Peki, niçin Kalpten Kalbe?

Bunun yanıtını, “Yâr adıyla başlayayım sözüme” diyerek Besmele ve “En Güzel İsimler” anlamına gelen Esmâü’l-Hüsnâ’dan bahisle vermeye çalışalım.

Bismillâhirrahmânirrahîm… Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulduğu ve malum olduğu üzere “-En güzel isimler Allah’ındır.”[4] Bu isimler arasında es-Selâm, et-Tevvâb, es-Settâr, er-Rezzâk, el-Ğaffâr vb. en geniş anlamda rahmetini ifade eden isimler olduğu gibi, el-Cebbâr, el-Kahhâr, el-Müzill, el-Müntakîm vb. azabını ifade eden isimler de vardır. Şüphesiz, Allah’ın bütün isimleri güzeldir. Dilediğini dilediği gibi yapan (Fa‘âlün limâ Yürîd olan) Allah her işe kendi adının anılmasıyla başlamayı ifade eden Besmeleyi -şayet dileseydi- başka türlü de söyletebilirdi. Örneğin; “kahreden” anlamına gelen el-Kahhâr, “dilediğini isterse zorla yaptıran” anlamına gelen el-Cebbâr gibi adlarıyla formüle edip “Bismillâhi’l-Cebbâri’l-Kahhâr” yani “Kahreden ve Zorlayan Allah’ın adıyla” şeklinde söylenmesini emredebilirdi. Böyle olsaydı hiç kimsenin de bunu değiştirmeye gücü yetmezdi. Ancak bir kudsî hadis-i şerifte “-Şüphesiz benim rahmetim azabımı geçmiştir[5] buyurarak yüce Zâtını “-Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”[6] diye tarif eden Allah, besmeleyi “sonsuz rahmet ve merhamet sahibi, esirgeyen ve bağışlayan” anlamlarına gelen er-Rahmân ve er-Rahîm isimleriyle formüle etmiştir. Böylece Allah kendisinin kahredici, azap edici olduğunun unutulmamasını, fakat “Bismillâhirrahmânirrahîm” dedirterek sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olarak zikredilmesini dilemiştir.

Besmelenin hikmetine kısaca değindikten sonra Allah’ın bir isminden daha söz etmemiz gerekir ki; buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız hususlarla birlikte ele aldığımızda maksadımız daha iyi anlaşılsın. O da “Kullarını çok seven, kullarına kendisini sevdiren ve kullarını birbirine sevdiren” anlamlarını ihtiva eden, Kur’ân-ı Kerim’de geçen[7] el-VEDÛD ism-i şerifidir.

Şüphesiz Allah’ın her ism-i şerifi bir tecelli mahalli gerektirir.[8] Yüce Allah’ın el-Vedûd ismiyle tecelli ettiği yer de kalplerimizdir. Kalplerimiz; Allah’a ve başta Rasûlullah (sav) olmak üzere insanlara, hatta tüm varlık âlemine karşı sevgimizin doğup büyüdüğü ana merkezimizdir. Bizler insanlar hakkında akıl da dahil olmak üzere çeşitli vesilelerle bilgi sahibi oluruz, fakat insanlara karşı sevgimiz kalplerimizde oluşur (veya oluşmaz). Yani aklımızla değil, kalbimizle severiz.

Bedensel hayatımızı idame ettirebilmek için nasıl gıdaya muhtaç yaratılmışsak, şu fani hayatımızı huzur içinde idame ettirilmek için de sevgiye muhtaç yaratıldık. İnsan olarak, sosyal hayatımızı geliştirebilmek, hele de kulluk görevlerimizi yerine getirebilmek için elbette bilgiye de muhtacız. Ancak insanoğlu olarak bugün geldiğimiz noktada sevgiye olan ihtiyacımız bilgiden daha büyüktür. İnsan zor da olsa belki cahil olarak yaşayabilir, fakat sevgisiz asla yaşayamaz!

Vahiy, akıl, gözlem, deney, sezgi gibi vasıtalarla nasibimize düştüğü miktarda edindiğimiz bilgilerimizi, birbirimizle hikmet ve sevgiyle paylaşmalıyız. Hangi konuda olursa olsun; en doğru, en önemli, en gerekli bilgiler, aktarım süreçlerinde hikmetten ve sevgiden uzak bir şekilde paylaşılmak istendiğinde “öğrenme” arzu edildiği şekilde tamamlanamamaktadır. Ciddi boyutlarda maalesef ilmin hikmetsiz, bilginin sevgisiz kaldığı bir süreçten geçiyoruz.

Allah-insan ilişkileri açısından –yine O’na sığınarak ifade edelim ki- O’nun gazabına neden olabilecek birçok olumsuz gelişme yaşanmasına rağmen, Allah yine de rahmetini gazabının önüne geçirmiştir. Öyleyse içinde bulunduğumuz bireysel, ailevi ve toplumsal haller, başta ahlâk olmak üzere ne kadar olumsuz olursa olsun; bizler de Allah’ın rahmetine ve rızasına mazhar olabileceğimiz şartların oluşması için gerekli olan bilgi ve fikir birikimlerimizi Allah’ın kullarına aktarırken sevgiyle, şefkatle ve merhametle paylaşmalıyız. Yani Kur’ân-ı Kerîm’in “emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker” dediği İyiliği yayma ve kötülükten sakındırma emrini yerine getirmeliyiz, evet bu ihmal edilemez bir görevdir, ancak bu görevi hikmetle ve sevgi dilini kullanarak yapmalıyız. Özetle aklımızla öğrenmeli, kalbimizle düşünmeli, sevgiyle paylaşmalıyız. Tıpkı Allah’ın, Kutlu Elçi’sine (sav) buyurduğu gibi; “-(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…”[9] buyurduğu gibi.

Doğruyu söylemek kadar doğru zamanda söylemek de önemlidir. Bundan daha da önemli olan ise doğruyu doğru zamanda ve zeminde, söylenmesi gereken kişilere en doğru yöntemlerle söylemektir. Yöntem konusunda hayatî derecede önem taşıyan en önemli ilke ise kalpten kalbe yol açan güler yüz ve tatlı dildir. Bu ilkenin ters işletilmesi ise telafisi mümkün olmayan kötü sonuçlar doğurabilir. En temel görevi doğruları (hakikat) anlatmak olan Rasûlullah (sav) Efendimize bu hususun önemini Allah şöyle ifade buyurmuştur; “-Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”[10]

İşte biz de bu İlâhî ferman ile emr olunduk ve yola çıktık. Çıktığımız yolculuğun başlangıç noktası bu fakirin kalbi ise, varış noktası da siz Saygıdeğer Okuyucularımızın kalpleridir. Kısacası; birbirimize olan sevgimizi artırıp geliştirebilmek için kalpten kalbe yol açmak istedik. Sevgi dolu kalplerinize giden yollardan biri de yazılarımız olacağı için bu yola ve yolculuğa işte bu nedenlerle “Kalpten Kalbe” adını verdik.

Rabbimden köşemize verdiğimiz ismin anlamına yakışacak ve içini doldurabilecek yazılarla kalplerinize ulaşabilmeyi diliyorum. Siz Kıymetli okuyucularım da inşaallah köşemizin adını beğenir, ulaşmayı hedeflediğim kalplerinizde bu fakire de bir yer açarsınız diye ümit ediyorum.

İbadet başta olmak üzere hayatımızın hangi alanında olursa olsun ele alacağımız konulara iman ve ahlak açısından değinmeye gayret edeceğimiz köşemizdeki yazılarımızı Kur’ân-ı Kerîm ve Sahih Sünnet çerçevesinde almak temel görevimizdir. Elbette Diyanet İşleri Başkanlığı mensubu bir Vaiz olarak kurumsal aidiyet bilinciyle bu faaliyeti yürütme azim ve kararlılığında olduğumuzu da ifade etmekte yarar var.

Her türlü yapıcı eleştiri ve tavsiyelerinizle sağlayacağınız katkıların bizi ziyadesiyle mutlu edeceğini bilmenizi istirham ederim. Her biri birbirinden değerli siz Saygıdeğer Gönül dostlarıma en içten hürmet ve muhabbetlerimle teşekkürlerimi sunuyorum.

Bize bu siz kıymetli halkımızla medya üzerinden de buluşma imkanı sağlayan, deneyimli gazeteci ve www.karabukmeydanhaber.com sahibi Değerli Dostum Sn. Mehmet AŞAR Beyefendi’ye hassaten teşekkür ediyor, Rabbimden başarılar diliyorum.

Bir sonraki yazımızda yeniden birlikte olabilmek dileğiyle sizleri Seven, Sevilen ve Sevdiren Yüce Rabbime emanet ediyorum.

_____________________________

[1] Tevbe Sûresi’nin başında Besmele’nin bulunmaması konusunu inşallah ileride bir başka yazımızda işleyeceğiz.

[2] 7/A‘râf-205, 73/Müzzemmil-8, 18/Kehf-24 numaralı âyetler bu hususta örnektir.

[3] Münâvî, Feyzü’l-Kâdir, 5/13

[4] 20/Tâhâ-8, 59/Haşr-24

[5] Müslim Tevbe 14, Tirmizi Daavât 109

[6] 7/ A‘râf-156

[7] Bkz: 85/Bürûc-14

[8] Bu konuya ileriki yazılarımızda inşallah açıklık getirmeye çalışacağız

[9] 16/Nahl-125

[10] 3/Âl-i İmran-159

Etiketler: » » » » »
Share
4.704 kez okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+7 = ?
#

HAYDİ BİSMİLLÂH” için 8 Yorum

  1. Hüseyin Ünal : diyor ki:

    Değerli hocam. Kalemine kuvvet. Rabbim müstefid olmayı nasip etsin…Selam ve hürmetlerimle…

  2. Arif gul : diyor ki:

    Teşekkürler yüreğine sağlık.İnsalllah sadakai cariye olarak kabul edilir.
    Allah a Resulullah a yaklaştıran her yazının başımın üzerinde yeri var.

  3. Ümit Çetinkaya : diyor ki:

    Eski mesai arkadaşımız, Karabük İl Vaizimiz Sayın İrfan Bayın Hocamız’ın Kalbinden kalbimize gönderdiği, değerli ve çok kıymetli fikirlerini paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz. İstifade etmek ve değerini şimdi bilmek dileklerimizle, kitaplarınızı okumayı heyecanla bekliyoruz sayın hocam.

    • İrfan Bayın : diyor ki:

      Değerli Mesai Arkadaşım, Kıymetli hocam, fakire dair güzel ifadeleriniz için çok teşekkür ediyorum. Kendşm için demiyorum asla, lakşn insanlarındeğerini onlar hayattayken bilme konusunda hakikaten çoğu zaman sınıfta kaldığımız da doğru. Bu noktada size sonuna kadar katılıyorum. Rabbim varlığınızdan bizi mahrum etmesin. Sağolun varolun Allah razı olsun. En kısa zamanda görüşmek umuduyla görevinizde başarılar diliyorum

Karabük Müzik Kursu