logo

EDERİ 25 KURUŞ BEDELİ PAHA BİÇİLEMEZ BİLGİ

ULUKAVAK, Kızıltan, Nehir söyleşi: KUŞ, Aytekin, Safranbolu Korumada 40. Yıl (1975-2015) 40 Söyleşi (1975 Öncesi ve Sonrası) kitabının hakkımdaki bölümlerine cevaptır!

ulukavak-kuş kitap

Karabük matbuat hayatı her geçen gün hareketleniyor, hareketlendikçe ben de büyük bir sevinç duyuyorum. Öyle ya Karabük kazanıyor! Basılan her yeni kitap onlarca günlük emek, yılların tecrübesi ve binlerce kelime demektir nihayetinde. Beğenseniz de beğenmeseniz de bu ileri kültür hamlesine saygı duymak zorundasınız. Çünkü Karabük ve Safranbolu düşünce hayatını zenginleştiren bu emekler her zaman takdire layık olmalıdır.

Benim de danışma kurulu üyesi olduğum Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı’nın 2. yayını olarak geçtiğimiz ay yayımlanan“Safranbolu Korumada 40. Yıl (1975-2015) 40 Söyleşi (1975 Öncesi ve Sonrası)” kitabını inceleme şansını buldum. Öncelikle Safranbolu’da profesyonel korumacılıkta Safranbolu Belediyesi bazında ilk kararların alındığı 1975 yılından bugüne, 40. yılın unutulmamış olması beni çok sevindirmiştir. Tıpkı geçtiğimiz yıl, Safranbolu’nun UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil oluşunun 20. yılında, basılan tek eser olan “Safranbolu Gezi Rehberi”ni bizlerin yayımlamış olmasındaki haklı sevincimiz gibi. Hiçbir resmî kurumdan veya sivil toplum örgütünden maddi destek almadan, sadece Safranbolu gönüllüsü turizm işletmecilerinin güzel ilçemize bir hediyesi olarak yayımlanmıştı Safranbolu Gezi Rehberi.

Safranbolu Korumada 40. Yıl (1975-2015) 40 Söyleşi (1975 Öncesi ve Sonrası) kitabı Sayın Aytekin KUŞ’un Sayın Kızıltan ULUKAVAK ile söyleşilerinden mürekkeptir. Kitabın ilk olarak uzmanlık alanlarımla ilgili bölümlerini ve şahsımdan bahsedilen noktalarını okuyarak incelemeye başladım. Gördüklerime inanamadım! Safranbolu ve Karabük’ün yakın tarihine damga vuran iki büyüğümüzün maddi ve manevi hataları (ki bu hatalarda art niyet olmamasını umuyorum) peş peşe sıralamalarının şaşkınlığını yaşadım. Hemen telefona sarıldım ve söyleşileri gerçekleştiren Sayın Aytekin KUŞ’u arayarak teessür beyanında bulundum.

Şahsım ile ilgili mevzu bahis ise şöyledir efendim:

Aytekin KUŞ:

“Safranbolu’ya ilişkin olarak kamu kurularınca bastırılan kitaplar hakkında da düşüncelerinizi öğrenmek isterim.”

Kızıltan ULUKAVAK:

“Kamu Kurumlarınca bastırılan kitapların da, çeşitli konularda Safranbolu hakkında önemli bilgiler içermekte olduğunu öncelikle belirtmeliyim. Yazarları arasında bilim adamları da vardır, baskıları ve ciltleri çok güzel hazırlanmıştır. Ancak, bu kitaplarla ilgili olarak şu gerçeği özellikle vurgulamalıyım.

Özel kişilerin yayınladıklarından ziyade, kamu kurumlarınca bastırılan kitapların doğru bilgiler içermesi ve maddi hatalardan arınmış olarak basılması, çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü Safranbolu Kaymakamlığı veya Belediyesi yada Karabük Valiliği tarafından bastırılan bir kitap, ilk başvurulacak kaynak olmak niteliği taşır, güvenilir bilgiler içermiş olacağı öncelikle kabullenilir.

Kitabın bu özellikleri taşıması için de, yazarı akademik kariyer sahibi de olsa, değerlendirmelerine ve yorumlarına asla karışılmaksızın, basılmadan önce Safranbolu’yu bilen birkaç kişiye ve örneğin size, Aytekin KUŞ’a ya da başkalarına okutturulmalı ve maddi hatalar içermemesi sağlanmalıdır. Aslında böyle bir gereksinmeyi, kitabı basacak kamu kurumundan önce, kitabın yazarı duymuş olmalıdır. Örneğin, “Safranbolu Geleneksel Konutları ve Toplumsal Değişme” adlı kitabın, yazarı Prof. Dr. Nigan BAYAZIT tarafından, size ve bana birkaç kez okutturulduktan sonra baskıya verilmesi yoluna gidilmiştir.

Bu yola başvurulmadan yayımlanan kitaplar pek çok. Bir iki örnek vereyim: Karabük Üniversitesi’nden akademisyenlerin hazırladığı ve Safranbolu Belediyesi’nce “Safranbolu Kitabeleri” adıyla bastırılan kitabın; 124. Sayfasındaki, tarihi Hükümet Konağı’nın inşa edildiği tarihten, yandığı 1976 yılına kadar mülki ve adli yönetim merkezi olduğuna ilişkin bilgi çok hatalıdır. Bu bilgi yapıldığı tarihten 1942 yılına kadar Hükümet Konağı, 1942-1950 yılları arasında cezaevi ve 1950 yılından, yandığı 1976 yılına kadar tekrar Hükümet Konağı olarak kullanıldığı biçiminde düzeltilmeliydi. Böyle yapılsaydı, Mehmet KÜTÜKÇÜOĞLU’nun, iki üç ay kadar önce değinilen kitaptan da yararlanılarak yayımladığı anlaşılan, “Safranbolu-Gezi Rehberi”nin 39. sayfasında da, söz konusu binanın yanana kadar hep Hükümet Konağı olarak hizmet verdiği hatası yinelenmezdi.”[1]

Tam da Safranbolu Korumada 40. Yıl (1975-2015) 40 Söyleşi (1975 Öncesi ve Sonrası)kitabında sürecin nasıl olması gerektiği anlatılırken ifade edildiği gibi, Safranbolu Gezi Rehberi’nin editöryal okumasının Sayın Aytekin KUŞ tarafından yapıldığı bilgisi kitabın önsözünde yer almaktadır. Bu bilginin oldukça ilginç bir şekilde Sayın Aytekin KUŞ ve Sayın Kızıltan ULUKAVAK’ın dikkatlerinden kaçmış olmasını maddi hata olarak kabul edebilmeyi çok isterdim.

Maddi hata yapıldığı iddia edilen Safranbolu Gezi Rehberi’nin 39. sayfasındaki ilgili bölüm ise şöyledir:

“Safranbolu Ka’immakamlığı ise 1904-1906 tarihleri arasında Kastamonu Valisi Enis Paşa döneminde Safranbolu halkının yardımları ile yapılmış ve 1976 yılındaki büyük yangına kadar Hükümet Konağı olarak hizmet vermiştir. Tarihi yapı 2005 yılından itibaren Kent Tarihi Müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.”[2] Hatta aynı kitabın bir sonraki sayfasında tekrar edilmek üzere, “Hükümet Konağı bu görevini uzun yıllar yerine getirirken, 1976 yılında çıkan yangın sonucunda kullanılamaz hale gelmiştir…”[3]

çıktı

İddialara sırasıyla cevap vermek gerekirse, söyleşi kitabındaki“Özel kişilerin yayınladıklarından ziyade, kamu kurumlarınca bastırılan kitapların doğru bilgiler içermesi ve maddi hatalardan arınmış olarak basılması, çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü Safranbolu Kaymakamlığı veya Belediyesi yada Karabük Valiliği tarafından bastırılan bir kitap, ilk başvurulacak kaynak olmak niteliği taşır, güvenilir bilgiler içermiş olacağı öncelikle kabullenilir…” ifadesinde, resmî kurumların yayımladığı kitapların birincil kaynak olarak sunulması, çok büyük bir hatadır. Çünkü bir yayını resmî evrak kılan, onun resmî bir kurum tarafından yayımlanmış olması değildir. Bilimsel yöntemlerde kabul edilebilir bir anlayış değildir bu. Bilimsel doküman olmayan kitap yayınları dünyanın her yerinde bilimsel araştırmaların ikincil kaynağı olarak kabul edilir. Öyle ya ikincil kaynaklar, “genellikle tarihî yazmalar ya da günlükler gibi doküman veya orijinal araştırmalarda bulunan veri veya kanıtın değerlendirmesini veya yorumunu yaparlar”[4] İkinci hata ise şahsımın yayımladığı Safranbolu Gezi Rehberi’nin sanki resmî kurum veya kuruluşlar tarafından yayımlandığı algısının oluşturulmasıdır. Halbuki, Safranbolu Gezi Rehberi, Safranbolu’daki gönüllü turizm işletmelerinin finanse ettiği, kendi ayakları üzerinde durmayı başarmış ve şu an kitapçılardan satın alınabilen tek Safranbolu rehber kitabıdır.

Safranbolu Gezi Rehberi’nin, Tarihî Hükümet Konağı’nın 1942-1950 yıllarında cezaevi olarak kullanıldığını yazmamasını sanki bir hata tekrarıymış gibi sunmak oldukça art niyetli gözükmektedir. Gezi rehberleri bir bilgi hapı gibi, kısa ve öz bir şekilde, turiste ihtiyaç duyduğu bilgiyi vermek üzerine kurgulanır. Her bilgi detaylı bir şekilde yazılsa, tıpkı Sayın ULUKAVAK ve KUŞ’un kitabı gibi 560 sayfaya ulaşırdı belki de. Böyle olunca da kot veya mont cebinde gezdirilemez, ağır bir kütle halinde gezgine yük olur ve gezi rehberi kitabı vasfını kaybeder, doküman kitap halini alırdı.

kitap kapak

Bilgiye ulaşmak isteyen okur ise bazen küçümsenen akademik kaynaklara başvurmak zorunda kalacaktır. Öyle ya bilimsel eserler Safranboluluk veya Karabüklülük gibi sıfatlar ile değil, bilimsel bir yöntem ve kaynaklar ile yazılır. Tıpkı 2012 yılında Karabük Valiliği Yayınları’ndan çıkan “Türkiye’nin İlk Ağır Sanayi Kenti Karabük” kitabımda, detaylı bir şekilde Karabük ve Safranbolu cezaevlerinden bahsetme yöntemim gibi. Safranbolu Hükümet Konağı’nın cezaevi olarak kullanılmasını, birincil kaynak olan Karabük’ün ilk dergisi Karabük’ten aktararak şu şekilde yazmıştım:

“Karabük ve Safranbolu’da şehir suçluluğuna ek olarak cezaevi yapım ve tadilatları görülmüştür. Örneğin 1941 itibarıyla Karabük’te fabrikalarda mahkûm çalıştırmak için yeni bir hapishane vücuda getirilirken, Safranbolu’da 1944 yılı itibarıyla kasabadaki eski hükümet konağı değiştirilerek yeni bir cezaevi inşasına başlanmıştır. Yapılan bu ilavelerle hapishanedeki mahkûmların çeşitli alanlarda çalışabileceği atölyeler vücuda getirilmiş ve bu atölyelerde bilhassa mobilyacılık ve oyuncakçılık gibi sanatlara geniş ölçüde yer verilmiştir.”[5]

Kısaca özetlemek gerekirse, Sayın ULUKAVAK’ın Hükümet Konağı’nın 1942 yılında cezaevine çevrildiği yönündeki bilgisi, dönemin Karabük Belediye Başkanı Sadi Yaver ATAMAN’ın Karabük dergisindeki haberine göre yanlıştır. Dergide hükümet konağının 1944 yılı itibarıyla cezaevine çevrildiği yazılmıştır. Sayın ULUKAVAK’ın kaynağını da merak etmiyor değilim. Bu bilimsel tartışmamızın yeni bir bilgiyi doğuruyor olmasını da Safranbolumuz için bir kazanç olarak görüyorum. Ya da şahsıma göre en büyük Safranbolululardan biri olan rahmetli ATAMAN’ın bu verisini, kendisi Selanik’ten göç edip Safranbolu’ya yerleştiği için kabul etmeyecek veya görmezden geleceğiz!

Bilimsel metinlerde maddi hata ise resmî evraklardaki bilgilerin dışındaki veriler ile yapılır. Şöyle ki Sayın ULUKAVAK ve KUŞ’un söyleşi kitabında Karabük’ün idari yönetimini sıralarken Karabük’ün Bucak/Nahiye merkezi olduğu tarihinin 4 Ocak 1940 değil de 1941 olarak yazılması gibi. Halbuki, Karabük Valiliği Yayınları’ndan çıktığı için Sayın ULUKAVAK’a göre de başvurulması gereken ilk kaynak olan Türkiye’nin İlk Ağır Sanayi Kenti Karabük kitabımda uzun yıllardır devam eden bu hatayı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri’nden 25 kuruş ödeyerek aldığım resmî evrak ile düzeltmiş; kitabın ekler kısmında da belgeyi yayımlamıştım. Ancak yeni yayınlarda dahi bu hata bir türlü düzeltilememiş ve bu yanlış bilgi, kamu yararına çalışan, şahsımın da danışma kurulu üyesi olduğu Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı Yayınları’nda tekrar edilmiştir. Değerli büyüklerimizin kitabındaki maddi hata ise aşağıdaki gibidir:

“Karabük ise, Demir-Çelik Fabrikaları’nın temelinin atıldığı 1937 yılında Safranbolu’nun Aktaş Bucağına bağlı Öğlebeli köyünün bir kaç hanelik bir mahallesidir. 1941 yılında Aktaş Bucağı kaldırılarak Karabük, Safranbolu’ya bağlı bir Bucak merkezi, 1953 yılında 6068 sayılı yasayla Zonguldak’a bağlı bir ilçe merkezi ve 1995’te de 550 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile il merkezi olacak; Safranbolu da, Zonguldak İli’nden alınarak Karabük’e alınacaktır.”[6]

Türkiye’nin İlk Ağır Sanayi Kenti Karabük kitabının 191. sayfasındaki “Karabük’te İdari Değişiklik ve Karabük’ün Nahiye Merkezi Olması” başlığı ile yazdığım paragrafın bir kısmı şöyledir:

“1 Nisan 1924 yılında Zonguldak’ın il olması ile Safranbolu, 1927’de Kastamonu Vilayetinden ayrılarak Zonguldak’a bağlanmıştır. Bu tarihten itibaren Karabük mıntıkası Safranbolu Kazasına bağlı Aktaş Nahiyesi içinde yer almıştır. KDÇF’nin Karabük’te tesisi mıntıkayı sosyal yaşamı ve ekonomisi ile hareketlendirmiş, bunu takiben de Karabük’te nahiye teşkilatı kurulması gündeme gelmiştir. Daha sonra yapılan çalışmalarla, Safranbolu Kazası merkez nahiyesine bağlı Arıcak ve Öğlebeli köylerinin Aktaş nahiyesine bağlanması ve nahiye merkezleri de Nahiye Karabük adıyla anılmak üzere Aktaş (Zobran) köyünden Karabük’e kaldırılması Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Başvekil Refik Saydam, Dâhiliye Vekili Faik Öztrak tarafından 4 Ocak 1940 tarihli kararname ile onaylanarak uygulamaya konulmuştur…”[7]

Sözün kısası, Safranbolu’ya maddi ve manevi katkılarıyla büyük bir değer katan değerli büyüğümüz devlet adamı Sayın Kızıltan ULUKAVAK ve gazeteci-yazar, rehber büyüğümüz Sayın Aytekin KUŞ’un  kitabında dizin kısmında ve içeriğinde şahsımdan bahsetmesiyle cevap vermenin zaruri olduğu bu konunun benim güzeller güzeli Safranboluma hayırlar getireceğine inanıyorum. Öyle ya, her ne kadar büyükbabamın memleketi Ovacık Avlağıkaya köyü olduğu için bölgeciliğe maruz kalsam da bizler Karabük Demir-Çelik Fabrikaları’ndan kazandığımız lokmaları boğazımızdan geçirdiğimiz için Karabüklü, Safranbolu’da doğduğumuz için Safranbolulu olduk. Yüce Allah’ım da hem Karabük hem de Safranbolu hakkında kitaplar yazmayı nasip ederek manevi ve kültürel hazzın en büyüğünü lütfetti bize.

Kim tahmin edebilirdi ki 1944 yılında 25 kuruşa satılan Karabük dergisindeki bilgi ile 2007 yılında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri’nden 25 kuruş karşılığında temin ettiğim bilgilerin, gün gelip böylesi paha biçilemez olacağını…

[1] ULUKAVAK, Kızıltan, Nehir söyleşi: KUŞ, Aytekin, “Safranbolu Korumada 40. Yıl (1975-2015) 40 Söyleşi (1975 Öncesi ve Sonrası)”, Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı Yayınları 2, İstanbul, Nisan 2015, s. 423-424.

[2] KÜTÜKÇÜOĞLU, Mehmet, Safranbolu Gezi Rehberi, İstanbul, 2014, s.39.

[3] KÜTÜKÇÜOĞLU, Mehmet, Safranbolu Gezi Rehberi, İstanbul, 2014, s.40.

[4] http://www.ilipg.org/sites/ilipg.org/files/bo/sunumlar/BILGI_KAYNAKLARI.pdf

[5] KÜTÜKÇÜOĞLU, Mehmet, “Türkiye’nin İlk Ağır Sanayi Kenti Karabük”, Karabük Valiliği Yayınları, Ankara, 2012, s. 311. , Karabük, sayı:4, 1 Birinciteşrin 1944, s. 17.

[6] ULUKAVAK, Kızıltan, Nehir söyleşi: KUŞ, Aytekin, “Safranbolu Korumada 40. Yıl (1975-2015) 40 Söyleşi (1975 Öncesi ve Sonrası)”, Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı Yayınları 2, İstanbul, Nisan 2015, s. 319

[7] BCA, Fon kodu: 30.11.1. Yer no: 136.1.5.

Etiketler: » » » » » »
Share
1638 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+4 = ?
#

EDERİ 25 KURUŞ BEDELİ PAHA BİÇİLEMEZ BİLGİ” için 2 Yorum

  1. Sayın Kütükçüoğlu’nun yazısındaki “aşırı” alınganlığa ve yöremiz için önemli bilgiler içeren bir kitaba karşı oluşturduğu haksız algıya karşı, Sayın Kızıltan Ulukavak tarafından yazılan cevap metni aşağıdadır. Sayın Kütükçüoğlu bu cevap metinini kendi blog sayfasında onay için bekletmekte ve yayınlamamakta, böylece okuyucuya objektif bilgi sunmaktan kaçınıyor mu sorusunu akla getirmektedir.

    Sayın Mehmet KÜTÜKÇÜOĞLU,
    Sayın Aytekin Kuş’la birlikte düzenlediğimiz “Safranbolu-Korumada 40.Yıl” kitabı hakkındaki yazdıklarınızı, bir yakınımın haberdar kılması üzerine şaşkınlıkla okudum. Şaşırdım; çünkü ne size ve ne de sizin gezi kitabınıza doğrudan doğruya yönelik eleştiri niteliğinde bir görüş ileri sürülmüş değildi. Kamu kurumlarının bastıkları kitapların doğru bilgiler içerdiği genellikle kabullenildiği için, bu kitapların dahi, bir bilene okutulmadan basılmaması suretiyle olabilecek maddi hataları önceden önlemenin yararlı olacağına değinilerek, Safranbolu Belediyesi tarafından bastırılan ”Safranbolu Kitabeleri” adlı kitaptaki eski Hükümet Konağı’nın yanıncaya kadar Kaymakamlık olarak kullanıldığının doğru olmadığına işaret edilmişti. Böyle yanlışlıkların başkalarını da yanılgıya düşürebileceğini belirtirken, “Safranbolu Gezi Rehberi” adlı kitabınızda sizi de hataya sevk ettiği vurgulanmıştı. Böyle bir hatadan ya da eksik bilgilendirmeden söz edilmesini bir ard niyet olarak değerlendirmekte haklı olamazsınız. Biri yetmişine, diğeri seksenine yaklaşmış kişiler, kime ve niçin art niyet beslesinler? Şayet bu anlatımda bir eleştiri varsa, bu size değil, Safranbolu Belediyesi’ne ve “Safranbolu Kitabeleri” kitabını kaleme alan yazarlara yönelik olabilir. Başka bir amacınız yoksa, alınganlık göstermiş bulunuyorsunuz. Gezi kitabınızın editöryal okumasının Sayın Aytekin KUŞ tarafından yapıldığının kitabınızda yazılı olduğunu bildiriyorsunuz. Sayın KUŞa okuması için bu bölüm de gösterilmiş olsa, gözünden hiç kaçmayacağını düşünürüm. Kaldı ki, okusa da okumasa da, Belediye’nin bastırdığı kitaptan kaynaklandığını sandığım, Hükümet Konağı ile ilgili bilgilendirmedeki hata ya da bir başka ifadeyle eksiklik ortadan kalkmayacaktır.
    Hangi kitapların bilimsel eser olduğunu bilebilecek konumda olanlara ve kendi yazdıklarının bilimsellik niteliği taşıdığı savında bulunmayanlara, uzun uzun bilimsel eserden söz ediyorsunuz. Eleştirdiğiniz kitapta ise, hangi eserin bilimsel bir değer taşıdığı değil, doğru bilgiler içermesinin hangi açılardan önemli olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır. Kamu kurumlarının bastıkları kitapların doğru bilgiler içermesi, hiç kuşkusuz mutlak bir kesinlik taşımaz. “Safranbolu-Korumada 40.Yıl” adlı kitabımızda, kamu kurumlarına ait yayınların doğru bilgiler içerdiğinin genel olarak kabullenildiği belirtilmiştir. Çünkü bu kitapların bir kurul tarafından incelenerek yayınlandığı ön yargısı içinde bulunulmaktadır. Böyle bir genelleme dışında, hiç kuşkusuz çeşitli konulardaki uzmanların kaleme aldıkları ama kamu kurumları dışında basılan kitaplar da çok değerlidir. Örneğin, Sayın tarih profesörleri Halil İNALCIK’ın ya da İlber ORTAYLI’nın Türk tarihi açısından kaynak niteliğinde, özel basımevlerince yayınlanan kitapları böyledir. Bu arada sizin Karabük ile ilgili kitabınızı ya da Safranbolu Gezi Rehberi’nizi, kamu kurumlarınca basılmadığından önemsemediğimiz gibi bir takım gerçek dışı yargılarda da bulunuyorsunuz. Sizin böyle kanıya ulaşmanızı haklı gösterecek bir değerlendirmemiz söz konusu olamaz.
    Kale’deki Hükümet Konağı’nın 1942 yılından itibaren değil, rahmetli Sayın Sadi Yaver ATAMAN’a atıfta bulunarak 1944 yılından sonra Cezaevi olarak kullanıldığını dile getirmektesiniz. Kitabımızda ise, Hükümet Konağı’nın 1942 yılında Kıranköy’e, Çelik Palas Oteli’ne nakledildiğine ve binanın 1950 yılına kadar cezaevi olarak kullanıldığına değinilirken, eski Hükümet Konağı gibi görkemli bir yapının, cezaevine dönüştürülmesi gibi bir değerbilmezliğin de bilinmesi gerektiğine işaret edilmek istenilmiştir. 1942 yılında Kaymakamlık Kıranköy’e taşınırken, Kale’deki Hükümet Konağı’nın, cezaevi olarak kullanılması uygun bulunmuştur. Binanın pencerelerine çok kalın demir parmaklıklar yerleştirilmesi ve Konağın üzerinde bulunduğu kaya blokunun dört bir tarafına çok yüksek duvarlar örülmesi, 2.Dünya Savaşı’nın olumsuz koşulları içersinde 1944 yılına kadar uzamış ve bu yıldan itibaren tutuklu ve hükümlüler binaya yerleştirilmiş olabilir. Bu konudaki anlatımda önemli olan tarihten ziyade, mimarlık değeri çok yüksek, nadide bir yapının cezaevi olarak kullanılmasındaki aymazlıktır. Buradan hareketle, Safranbolulu değil, Selanikli (Yanyalı) olmasından dolayı, Sayın ATAMAN’ın yazdıklarının görmezden gelindiği yargısına ulaşmanızı ise, en hafif deyimiyle insaf ölçüleriyle açıklayabilmek olanağı yoktur.
    Bu arada yaşım ve bugünkü konumum itibariyle kimle olursa olsun, hiç kimseyle bir polemiğe girme arzusunda olamam. Sadece bir açıklama yapmamın şu açılardan doğru olacağını düşündüm. Başka bir açıklama da yapmayacağım; yanıt da vermeyeceğim. Aslında, bu yazdıklarımı size telefon açar, alınganlık göstermişsiniz; amacım düşündüğünüz gibi olamaz, doğrusu şudur diye anlatabilirdim. Ne var ki, olayı, Sayın ATAMAN’dan söz ederkenki gibi, Safranbolulu olmak, Safranbolu doğumlu olmak veya olmamak gibi, hiçbir söylemimde yer almayan konulara yöneltmeniz ve internet ortamında bu değerlendirmeleri okuyan Saygıdeğer Safranbolulu hemşehrilerimizin de, söz konusu kitabın ana temasının Safranboluluk üzerine oturtulduğu gibi yanlış bir izlenim edinerek, yazınıza yaptıkları yorumlarda tepkilerini dile getirmeleri, beni de, bu gerçekleri yine internet ortamında anlatma yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakmış bulunuyor.
    Safranbolu’da doğmak ya da sonradan Safranbolulu olmak, yaşamım boyunca benim hiç ilgi alanıma girmemiştir. Safranbolu’da doğma ya da sonradan Safranbolulu olma, her hemşehrim, benim için saygıdeğerdir. Burada tekrarlamayayım. “Safranbolu-Korumada 40.Yıl” kitabımızın 414-416. sayfalarında “Köylü veya şehirli olmak değil; Türk olmak önemlidir” ara başlığı altında yazdıklarımı herhalde okuma fırsatı bulamadınız. Okumuş iseniz, lutfen bir kez daha okuyunuz. Sadece sizin internet ortamında kaleme aldığınız değerlendirmelere yorum yapan ve tepkilerini ortaya koyan, değerli Safranbolulu hemşehrilerime de, sözkonusu kitabı Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı’ndan bedelsiz olarak alıp tamamını okumalarını, eski Hükümet Konağı ile ilişkili olarak yazdıklarınızın, kitabın sadece birkaç satırını oluşturduğunu ve dolayısıyla kitabın bütününü görerek bir değerlendirmede bulunmalarını salık veriyorum. Selam ve esenlik dileklerimle,
    Ankara – 21.07.2015 Kızıltan ULUKAVAK

    • Sayın Gülsu Harputlugil Karabük Meydan Gazetesi’ndeki köşemin yorum kısmına Sayın Kızıltan Ulukavak adına ithamlı bir yorum yazmışsınız. Şöyle ki : “Sayın Kütükçüoğlu’nun yazısındaki “aşırı” alınganlığa ve yöremiz için önemli bilgiler içeren bir kitaba karşı oluşturduğu haksız algıya karşı, Sayın Kızıltan Ulukavak tarafından yazılan cevap metni aşağıdadır. Sayın Kütükçüoğlu bu cevap metinini kendi blog sayfasında onay için bekletmekte ve yayınlamamakta, böylece okuyucuya objektif bilgi sunmaktan kaçınıyor mu sorusunu akla getirmektedir.”

      Halbuki facebook sayfamda bağlantı linkleri altına 2 defa yorum yazılmış ve yayımlanmıştı.

      Sayın Kızıltan Bey ise bahsettiğiniz cevap yazısında “…Bu arada yaşım ve bugünkü konumum itibariyle kimle olursa olsun, hiç kimseyle bir polemiğe girme arzusunda olamam. Sadece bir açıklama yapmamın şu açılardan doğru olacağını düşündüm. Başka bir açıklama da yapmayacağım; yanıt da vermeyeceğim” demişti.

      http://www.mehmetkutukcuoglu.com adresinin yapımına denk gelen yorum aksamasını değerlendirme biçiminiz ve Sayın Kızıltan Ulukavak’ın polemik yorumundan sonra söylenecek söz kalmadığı ve konunun muhatabının kızı dahi olsanız siz saygıdeğer hanım efendi olmadığını saygılarımla sunarım.

Karabük Kız Yurdu