logo

CENNET PROTOKOL ÇADIRI DEĞİL..!

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Allah (cc)’a hamd, Rasûlullah (sav) Efendimiz’e salât ve selâm olsun. Tüm Saygıdeğer Okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi, muhabbeti ile selâmlıyorum. Cumanız mübarek olsun

Merhum Timurtaş UÇAR Hocam anlatmıştı…

İstanbul İl Müftü Yardımcısı olduğu zamanda bir korgeneral vefat etmiş. Cenaze namazına niyet ederken “Niyet ettim Allah rızası için ER KİŞİ NİYETİNE cenaze namazı kılmaya…” demeleri gerektiğini söyleyince, bir ER;

“-Aman Hocam! ne diyorsunuz! O bir korgeneraldi. Koskoca korgeneralden ER KİŞİ diye söz edilir mi!” demiş. Hocam da Er’in sırtını sıvazlayıp;

“-Evladım artık o da senin gibi bir ER!” cevabını vermiş.

Eğer cenaze namazımız kılınacak olursa -ki nice İnsana bu da nasip olmayabiliyor- o vakit hiç birimiz için; “Sn Vaiz Bey niyetine, Sn Genel Müdür Bey niyetine, Sn Daire Başkanı niyetine…” denmeyecek; ER KİŞİ NİYETİNE denilecek. Hepsi bu! Evet, evet hepsi bu! Tabuta rütbesiz ve unvansız gireceğiz.

Dünyevi makamlar; insanın ahiretteki konumunu belirlemek maksadıyla imtihan aracı olarak taksim edilmiş görevler olmanın ötesinde Allah nezdinde hiçbir değer ifade etmez. O dileseydi herkesi vaiz, müdür, aşçı, başkan, temizlik görevlisi yapardı. Ancak kâinat gibi, insanın sosyal hayatına da koyduğu denge gereği herkese farklı yetenek, görev ve sorumluluklar vermiştir. Şu halde insan, hedefine çalışarak ulaşıyor görünse de; hangi makam ve konuma gelirse gelsin, asıl atamayı yapan Allah’tır. Nitekim Kur’ân’da; “-Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.” (43/Zuhruf-32) buyrulmuştur.

Örnekler arz edeyim;  Hz. Hâlid b. Velid (r) Müslüman olur olmaz İslâm orduları başkomutanı olarak atandı ve Allah’ın Kılıcı (Seyfullah) olarak anıldı. Ama O halife olamazdı… 17 günde 17 sure ezberleyen 14 yaşındaki Hz. Zeyd b. Sâbit (r) 21 yaşında Kur’ân’ı kitap haline getiren ekibin başkanı oldu. Ama bu işi Bakara Suresi’ni 12 yılda ancak ezberleyebilen Hz. Ömer (r) yapamazdı… Zira taksimatı, görevlendirmeyi, atamayı, seçilmeyi her ne kadar insanlar yapıyor görünse de asıl atamayı yapan Allah idi…

Allah ise kimin halife kimin deve çobanı olduğuna değil, kimin kendisi için uygun gördüğü işi doğru ve kendi rızası için yapıp yapmadığına bakıyor. Hz. Ebû Bekir (r) de halifedir, Ahmed b. Hanbel (rh.a)’i ‘kendisi gibi düşünmüyor’ diye şehid ettiren de halifedir. Her ikisinin konumu biz insanların gönlünde bile adları yan yana bile getirilmeyecek kadar farklıyken, Allah katında da elbette farklı olacaktır.

Meseleye bir de şu açıdan yaklaşalım; Rabbini razı edecek işler yapmaları kaydıyla; Hz. Ömer (r) ile onun devesinin çobanı olan hizmetçinin gideceği cennet aynı cennettir. Cennete çobanlar, işçiler, memurlar şu kapıdan;  yöneticiler, başkanlar, varsıllar bu kapıdan girecek diye bir ayrım ve ayrıcalık yok. Çünkü cennet protokol çadırı değildir!

Hal böyleyken; tabuta bile çaktıramadığımız unvanlar, apoletler, sahip olduğumuz (aslında sahip olduğumuzu sandığımız) servet, meslek, güzellik ve güç gibi; geçici dünyanın geçici nimetleri için hased etmeye ve hırsa kapılarak yanlış yollara girmeye, dünyamızı da ahretimizi de berbat etmeye ne gerek var? Ne gereği var kalp kırmanın! Ne gereği var kavganın gürültünün! “Nedir bu kavgamız, nedir bu telâş… Ömür dediğimiz şey biter yavaş yavaş!”

Peki, bu ömür ister yavaş yavaş, isterse bir anda bitiverdiğinde cenazemiz ilan edilirken hakkımızda ölümümüzden nasıl söz edilsin isteriz acaba? Şehâdet mertebesine erdi, Hakk’a yürüdü, Hakk’ın rahmetine kavuştu, âhirete irtihal etti, rûhunu teslim etti,  vefat etti,  öldü, Tahtalıköy’ü boyladı, Geberdi,  Ziya Paşa’nın ifadesiyle;

Ne kendi etti rahat ne âleme verdi huzur

Yıkıldı gitti dünyadan, dayansın ehl-i kubur

Öldükten sonra arkamızdan nasıl konuşulacağına (kelâmî polemiklere girmeden ifade edelim ki) biz karar veririz. Nasıl yaşamışsak, aziz milletimiz irfânıyla bizden söz edilecek ifadeleri anında bulur.

İnsanlar ikiye ayrılır: 1) Diriler, 2) Ölüler. Yaşayanlar da ikiye ayrılır: 1) Öldükten sonra bile yaşayanlar, 2) Hayatta olduğu halde ölü olanlar. Esasen ölüler de ikiye ayrılır: 1) Toprağa gömülenler, 2) Toprakla beraber asırlar boyu insanların kalplerine defnedilenler.

Firavun da öldü, Hz. Mûsâ (as) da… Nemrud da öldü, Hz. İbrâhîm (as) da…

Ömer HALİSDEMİR astsubay idi, alnından vurduğu hain darbeci Semih Terzi ise general. İkisinin hayatı da bir dakika içinde son buldu. Ama Ömer HALİSDEMİR kahraman bir şehid olarak sadece toprakta değil milyonların kalbinde yatıyor, yani yaşıyorken, o hain general nasıl olarak anılıyor!

Timurtaş UÇAR vaiz idi, vefatı “Hakk’a yürüdü” diye ilan edildi ve yüz binlerin omuzlarında taşındı. Bu ülkeyi dış güçlerin bir ajanı olarak kana bulayan Fethullah Gülen adlı hain de maalesef vaiz idi. Peki, bu hain terörist ölünce ne diye anılacak! Acaba yatacak yeri var mı?

Mesele onurlu yaşamak olunca din de fark etmiyor.

Söylemleri dolayısıyla Antik Yunan Kralının emriyle baldıran zehiri içirilerek öldürülen Sokrates de onu idama mahkûm eden hâkimler de öldü. O hâkimlerin unutulup gitti ama Sokrates 2500 yıl sonra bu yazıda bile nefes alıyor… Daha nice örnekler…

O halde üç günlük dünya için, tabuta bile giremeyecek mal-mülk, makam-mevki için birbirimizi kırıp dökmeyelim…

Şu çeşmenin haline bak su içecek tası yok

Kırma kul kalbini, yapacak ustası yok…

Açık Baş Muallim Ömer Efendi’ namıyla tanınan Ömer Şevki ALTUNİÇ (1880- 1950) ne diyor;

Kimseye bâkî değil mülk ü devlet, sîm ü zer

Bir harâb olmuş gönül tamir etmektir hüner

Yazımı sonlandırırken tam da burada Hz. Ulbe b. Zeyd (r)’i; hani Allah yoluna infak edecek bir hurma dahi bulamayınca insanlar üzerindeki kul hakkını infak diye dağıtan anmak o muhteşem Sahâbîyi anıyorum.

Kalp kırmışsak kırdıklarımızdan özür dileyelim. Kalbimiz kırılmışsa affedelim. Kısacası vakit çok geç olmadan birbirimizle helalleşelim. Ne olur ne olmaz… Bir daha yazı yaz(A)madan emr-i Hakk vaki olur da Âhirete kalmadan şimdiden söyleyeyim; Bu fakirin kim üzerinde şahsî olarak maddi ve manevi ne hakkı varsa hepsi her biri birbirinden değerli Saygıdeğer Dostlarıma helal olsun… Bu yazıyı okumaya değer bulan tüm değerli okurlarımdan da hem bu fakire hem de birbirlerine hakkını helal etmelerini istirham eder, hayatın da ölümün de hayırlısını nasip etmesini Rabbimden dilerim…

Hürmet, muhabbet, selam ve dua ile görüşmek üzere Allah’a emanet olunuz…

 

 

Etiketler: » » » »
Share
4.235 kez okundu
#

SENDE YORUM YAZ

1+5 = ?
#

CENNET PROTOKOL ÇADIRI DEĞİL..!” için 2 Yorum

  1. Mehmet Deligöz : diyor ki:

    Hocam ağzına yüreğine sağlık çok güZel konulara değinmişsin okuduk istifade ettik inşallah yazı daha çok kitleye ulaşır herkes biraz üzerine düşeni alır.

    • İrfan Bayın : diyor ki:

      Saygıdeğer Mehmet Bey, öncelikle zaman ayırıp okuduğunuz ve nazik ifadelerle yazdığınız yorum için çok teşekkür ediyorum sağolun varolun Allah razı olsun… İçeriğe gelince, inanın yazdıklsrımı öncelşkle kendi nefsime söyleyerek yazdım ve hiçbir şekşlde kimseye gönderme yapmadım. Ancak bu noktada önce kendi nefsim olmak ğzere hepimizin kendimizi yenşden nefs muhabesinden geçirmemiz gerektiğini düşğndüğğmü ifade ediyorum… Tekrar teşekkğrlerimi arz eder, dualarınızı beklerim.

Karabük Müzik Kursu