logo

ADSIZ KÖŞE / Mehmet KÜTÜKÇÜOĞLU yazdı

m.kü

 

Bütün memleketi bir Osmanlıca tartışması sardı. Bilen de bilmeyen de hüküm veriyor. Hayatında bir satır dahi tarih metni okumamış koca koca adamlar, (evvelki görevleri muhtemelen tribün magandalığı) oldular uzman tarihçi. Ağızlarından salyalar akıtarak kahvehane önlerindeki sohbet misali, birbirlerine saldırıyorlar. Karbonatlı çaydan mıdır nedir anlayamadım, acaba nerden geliyor bu kadar özgüven.

Zıvanadan çıkan polemiklerdeki bilgi hatalarından bir kaçını düzeltmek, tartışmaya omurga vermek zaruridir. Şöyle efendim:

Osmanlıca Türkçe’den başka bir dil değildir! Türkçe cümlelerin Arap alfabesi ile yazıldığı bir formdur. Tıpkı Türkiye’de bir zamanlar Hıristiyan Karaman Türklerinin Yunan alfabesi ile Türkçe yazması gibi. Örneğin Safranbolu Ulu Cami -Eski Aya Stefanas Kilisesi’nin- Karamanca kitabesi…

Kur’an-ı Kerim’i okuyabilenler Osmanlıca’yı çok rahat okuyamazlar. Belli bir eğitimden geçmek zorundalar. Çünkü Arapça gibi Osmanlıca’da esre, ötre, üstün yoktur. Sessiz harfler yeri geldiğinde sesli olur. Misal Arapça vav (و‎ )harfi Osmanlıca’da sadece “v” olarak değil o, ö, u, ü sesli harfleri yerine de kullanılır. Hata “Osmanlıca” kelimesindeki “O” harfini “ayın” (ع‎) harfi ile yazmamızda iki yazım arasındaki farklılığa örnektir. Alfabeyi ilk aşamada öğrenen herkes “o” harfi yerine geçen “vav” harfini burada kullanılacağını zannederken, “ayın” harfini kullanmaları gerektiği gerçeği ile karşılaşırlar. Buradan anlaşılacağı üzere Türkçe’nin temel kuralı “okunduğu gibi yazılır” ilkesi, Farsça, Arapça ve Türkçe bileşimindeki Osmanlıca’da uygulanamamaktadır. Bu da harf inkılabına ait gerekçelerdendir. Tartışma konumuz inkılaplar olmadığı için mevzu etmeyeceğim.

Burada uzun uzadıya Osmanlıca hakkında ayrıntılı bilgi vermemek yersizdir. Türkçe’nin bu yazım şeklinin “zor” ya da “çok kolay” olduğu şeklindeki bir kayıkçı kavgasına da düşmeden, geçmişimize sahip çıkma konusunda genel bir açıklamayı ise zorunlu görüyorum.

Geçmiş zaman, Kubbealtı Kültür ve Sanat Akademisi’nde Osmanlıca hocamız Dursun Gürlek ile hoş sohbet dersler gerçekleştirirdik. Tarihimize yönelik bir anlama içine girmek, ilk zamanlar beni oldukça heyecanlandırmıştı. Hala daha öyledir! Ancak öğrendik ki tarihimizi anlamlandırmak ve sahip çıkmak, dilimiz alfabesi ile sınırlandırılamayacak kadar geniş bir meseleymiş. Geçmişe sahip çıkmak; hanlarımız, hamamlarımız, mezarlarımız, camilerimiz, evlerimiz, çeşmelerimiz, el yazmalarımız, damgalarımız, kilimlerimiz ve nice kültürel değerlerimize sahip çıkmanız ile doğru orantılıdır.

Öncelikle kazılan, kırılan, çalınan tarihi mezar taşınıza sahip çıkacaksınız. Birkaç asırlık el yazmalarınıza sahip çıkacak, onları çaldırmayacak ya da peşkeş çekenleri cezalandıracaksınız. Restore ediyorum diye yeniden yapılan çeşmenize hakiki restorasyonu reva görecek, ona estetik bir değer ile sahip çıkacaksınız. Hatta Osmanlıca kitabesini koruyacak olmayanın yerinde de yapabildiğiniz ölçüde kitabesini yeniden orijinal yazısıyla yazarak, eksikliğini telafi edeceksiniz. Payandalarına kamyon çarpan evi kaderine terk etmeyecek; yıllardır yanmış bir şekilde bekleyen konaklarınızı namus bilecek ayaklandıracaksınız. Çünkü korumayı vatan sevgisi gören bizler, tarihi bir konağımızın duvarından okuduğumuz  “vatan sevgisi imandandır” hadisi şerifinden ilham alıyoruz. (“hubbu’l-vatan mine’l-iman”)

Tarih bu kadar önemli ya! Tarihçinizi de tehlikeli bulmayacak ona değer vereceksiniz. Memleketine yerelden ulusala oradan evrensele projeksiyon çizen emeklerine saygı gösterecek, en azından teşekkür edeceksiniz. Öyle ya genelin daha çok para kazanmak için seçtiği dalları değil de tarih bilimini seçerek, vatana hizmeti geleceğe miras belleyen tarihçi görevini rahatça yapabilsin.

Tek tek özel uzmanlık sahalarından oluşan tarih bilimi, geniş bir düşünce kabiliyeti ister. Ayrıntı bir mevzuda takılı kalırsanız, bütünü göremez yanlış hüküm verirsiniz.

Osmanlıca tartışmalarına ise çok rahat biçimde Osmanlıca uzmanlarımızın sayısının artması gerektiği yönündeki duruşumla katılıyorum. Lakin Göktürk kitabelerinde defalarca Türk milleti kavramının geçtiğini de bilerek, Türk tarihine bir bütün halinde sahip çıkarak vesselam…

Hülasa Cemil Meriç’in tarif ettiği gibi ideolojilerinin deli gömleğinden sıyrılarak, akılcı ve bilgi yüklü bir şekilde tartışmamız gerektiğini hatırlatırken; bu şekilde tartışmayanlara son zamanların popüler deyişi ile “çok cahilsiniz keşke ölseniz” dileklerimi sunuyorum.

Share
1261 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+2 = ?
Karabük Kız Yurdu